non fui - FUI - non sum - non curo

10 Kasım 2010 Çarşamba

Sonu bilinmeyen bir yazı için yazı...



Yaklaşık bir aydır sürekli yazmak için başına geçtiğim ,bi kaç satır karalayıp şuan zamanı değil sanırım diyerek bıraktığım, aklımda sürekli o konuyla ilgili cümleler dolaşmasına rağmen o anda hayır not etmicem nasıl olsa hatırlıycam diyerek direndiğim, sonra tekrar başına geçip biraz daha yazdıktan sonra daha güzel tarif edebilirdim bunları diyerek sonraya sakladığım ve böylelikle de zamanla hiç sonu gelmiceğine inandığım, hayalimde çok da karmaşık olmayan bir yazı/duygu var aslında.

Yazdım, yazıyorum, yazmaya çalışıyorum, yazmaya devam edicem...

Bazı şeylerin bir sonu olduğuna inanmaz ya insan, işte o yazı da benim için öyle bir hal aldı sanırım. Sona yaklaştıkça sona yaklaşmaya yaklaştıkça ya da sonunun geliceğini düşündükçe yazamıyorum. İstediğim son bu değil çünkü ve belki de aslında o son bir son değil.

Hayata bakış açımla doğru orantıda gidiyor aslında, istediğiniz sonu yaşayamıyorsanız ölümünde zamanı gelmemiştir daha. Ölümün zamanı yoktur elbet. Hep "zamansız öldü" derler ya kim kabul eder ki zamanlı ölümü. Belki sadece kişinin kendisi. ??? Hedeflerine ulaşmış, beklentilerini karşılamış, kendince mutlu bir hayat yaşamış, hayattan istediğini almış bir insan bile ölüm kapısını çaldığı zaman "hah işte şimdi tam zamanıydı artık ölebilirim" diyemez sanıyorum. Doyumsuzluktur belki de...

En son noktayı hesaba katmazsak ki bu son nokta tabii ki "ölüm", doyumsuz olmamalıdır insan. Fakat doyumsuz olmama uğruna sonu gelmemiş bir yazının sonunu getirmeye çalışmamalıdır da. Kendi elleriyle yaşananlara  bir kılıf uydurmak ne kadar aptalca ve korkakça... Çünkü cesur, gerçek sonu görmeye heveslidir ve kendince bir bitiş hazırlayıp buna inanmayı seçmez. Ön yargılarla, elbetlerle, nasıl olsalarla yaşanmaz hayatlar. O zaman gerçek son - belki de ölene kadar devam edebilicek olan şey, her neyse - yaşanmamıştır.

İşte o yazı gerçek sonunu görmediğim bir "şey" üzerine yazmak için çırpındığım satırlardan başka birşey değil. Gerçek son diyorum çünkü öyle olması gerektiğine inanılmış ama "olması gereken" uygulamaya sokulurken beklenilseydi, gerçekleşicek olanın ne olduğu hep merak edilen bir "şey". Zamanı nasıl tanımladığımla ilgili ama şuan içinde bulunduğum zamanı tanımladıktan sonra noktayı koymak istemediğim bir yazı... Noktayı hiç koyamıcağım, nokta koymayı kabul etmediğim, nokta koymayı haketmeyecek ve içimde hep üç noktayla devam edicek bir yazı.

Kim bilir belki bi gün üç noktalı haliyle paylaşırım...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder