non fui - FUI - non sum - non curo

9 Nisan 2013 Salı

"GİBİ"




Bir sahne var şuan karşınızda, yanıp sönen ışıklar; renkli filtreler takılmış. Kimi zaman loşlaşıyor sahne, kimi zaman aydınlık. Sesler geliyor dört bir yandaki dev hoparlörlerden; farklı ritmler, sonra bir anda belki de çok tanıdık bir ezgiyi duyuyor kulaklarınız.

Sahnede dansçılar; çıplak ayaklı, üst başları biraz kirli, saçları dağınık, eğitimli, profesyonel dansçılar. Zıplarken bacaklarını açabiliyorlar mesela, yerde öyle bir yuvarlanıyorlar ki akıp gidiyor hareketleri sonra bir anda duruyorlar, yavaş yavaş salınmaya başlıyorlar, ellerini uzatıyorlar sanki dilenir “gibi”.

“Ben hep sokakları izlerim, sessizliğini dinlerim, bazen bir anda çıkan kavganın gürültüsüyle irkilirim. Bazen onlara odaklanırım. Baktığımı fark etmesinden isterim, üzülürler belki… Benden farklı oldukları için.

Annem yanımda olduğunda onları görünce hep karşı kaldırıma geçiyoruz. Zorla elimden tutup çekiştiriyor beni. Oysa bir fırsat verse, gülümseyeceğim onlara.

Arkadaş olunur mu onlarla? Bazen şakalaştıklarını görüyorum, aralarında oyunlar oynadıklarını. Yazın su şişeleriyle birbirlerini ıslatırken görmüştüm bir kere, biz de yapıyoruz arkadaşlarımla. Onlarla oyun oynamak nasıl olurdu acaba?

Hikayelerini merak ederim, üst başlarına bakarım gizli gizli. Hayallere dalarım sonra, nasıl kirlendiler acaba bu kadar? Mendil alan var mıdır onlardan? O kadar çok mendilleri varken niçin burunlarından akan sümüklerini silmiyorlar, ya da ıslak mendille neredeyse kararmış ellerini?

Babamlayken hep arabanın içinde oluyoruz. Ben bakıyorum, görüyorum, duyuyorum onları ama babam sanki orada kimse yokmuş gibi davranıyor. Ben tam “büyükler görmüyor mu acaba?” diye düşünürken arabanın ön camını silmeye kalkıyorlar ve babam daha önce hiç görmediğim gibi bakıyor onlara. “İstemez” diye bağırıyor her seferinde. Temizleseler ne olur ki?

Bir gece uyuyamadım, hemen kalkıp dışarıyı izlemeye başladım. Benim yastığım yumuşacık olmasına rağmen uyuyamamıştım ama o kaldırımın sertliğini önemsememiş uyumuştu mışıl mışıl. İzlerken dalmışım, yatağımın yanındaki camın kenarında. Uyandığımda sabah olmuştu, yavaş yavaş artmıştı sayıları, kaldırımdakini uyandırmaya çalışıyorlardı fakat uyanmıyordu. Ben, sert kaldırıma aldırmadan, seslere, gürültüye aldırmadan uyumaya devam ettiğini sanıyordum.

Ama o…” *

“Gibi”

Sahne estetiktir, sahne ışıltılı, büyüleyici. Dansçı yeteneklidir, bazen hırçın, bazen duygulu, bazen eğlenceli. Ama tek şey var ki “gibi” değildir. Sahne gerçektir.

Güzel vakit geçirmek, görsel anlamda kendimize bir şeyler katmak, kültürümüzü arttırmak ya da boş vakit değerlendirmek değildir sahne; eğer seyirci gerçek ise.

Ve eğer sahne gerçek ise; o ışıklar söndüğünde, ilk adımını attığı andan itibaren sahneden dışarı insan, düşünmeden duramaz dev hoparlörlerden çıkan seslerin anlamını ya da çıplak ayaklar ve yırtık kıyafetlerle verilen estetiğin ardındakileri.

Çünkü gerçek ise o sahne, “gibi” değilse eğer, sahnedekiler artık dansçı değil, sokak çocuklarıdır. Hoparlörlerden çıkan ezgiler, müzik değil sokağın gürültüsü, tehlikesi ve kimi zaman da sakinliğidir. Ve köşedeki bankın üstünde soğuktan ölen kişi, “gibi” dediğimiz salondan çıktıktan sonra yanından geçtiğimiz mendil satan çocuğun sonudur belki de…

Eğer seyirci gerçek ise, salona girerken görmezden geldiği çocuğu, salondan çıkarken görecektir. Ve eğer sahne gerçek ise, o çocuk soğuktan ölmeyecektir.

*2013, ”Sokağın Çocukları”, Dans Tiyatrosu, Yalın HATİPOĞLU
                                                                                                                         YALIN HATİPOĞLU

4 Temmuz 2012 Çarşamba

Büyüyorum...

Bugun duruyorum... Ve sanki bugun hersey benimle birlikte duruyor... Yarin buyuyorum... Ve sanki yarin hersey benimle birlikte buyuyor... Yarin buyuyorum... Yarin sessizlesiyorum... Yarin yalnizlasiyorum... Yarin hissizlesiyorum... Yarin huzunler bile bir garip, cirpinislar gereksiz, gulumseyisler gereksiz... Yarin buyuyorum... Kalabaliklarin arasinda bir yalniz... En yalniz animda beynim kalabalik... Daha mutsuz, daha sakin, daha umarsiz, daha yalniz... Yarin daha yalniz... Yarin buyuyorum... Etraf daha sessiz, kimsesiz, sahipsiz, heyecansiz... Herkes daha yalniz... Ben buyuyorum... Yarin buyuyorum...

17 Haziran 2011 Cuma

"Sihir"


Nefes alıyorum, tutuyorum sonra içimde... Verirsem nefesimi o an da uçup gidicek sanki, havaya karışıcak, -di li geçmiş zamanlarda kalıcak ve tebessümlerle hatırladığım acılarıma dönüşücek. Sihir bozulucak, at arabası bal kabağına dönüşücek... Ve belki de bu sefer arkamda bıraktığım camdan ayakkabımın bir eşi daha olmayacak. Korkuyorum...

Korkuyorum çok... Tekrar tekrar avuçlarımdan uçup gitmesin ya da o kar topu eriyip akmasın parmaklarımın arasından diye tutuyorum nefesimi. Daha çok, daha çok, hep daha çok almak için çırpınıp duruyorum...

Söyleyemiyorum, yazamıyorum, anlatamıyorum, konuşamıyorum hatta ağlayamıyorum... Bazen mutluluktan doluptaşar ya tutamazsınız gözyaşlarınızı, tutuyorum, tutuyorum... O damlalarda kendime bile itiraf edemediğim mutluluğumu saklıyorum.

Nefes alıyorum... Alıyorum... Alıyorum... Alıyorum...

1 Şubat 2011 Salı

"Harder Than Easy" - Jack Savoretti



Hold me close don't let me go,
I will always love you THE MOST!

Genelde çok sevdiğim parçaları kimseyle paylaşmak istemiyorum benden başka kimse sevmesin diye ama dayanamıyorum bazen de şimdi olduğu gibi...
Sizde dinleyin, sizde sevin... =)