non fui - FUI - non sum - non curo
14 Aralık 2010 Salı
6 Aralık 2010 Pazartesi
Sigara Paketinden Aşklar...
Dışındaki jelatini yavaşça yırtıyorsun...
Belki de ilk paketin daha, tadı nasıl bilmiyorsun bile, içiyorsun ya da içtiğini sanıyorsun. İçine çekemiyorsun ki içesin... Alışıyosun sonraları ikinci, üçüncü, dördüncü geliyor belki peşpeşe. Yanında bir de alkol varsa birini söndürüp birini yakıyorsun, umursamazca. Kafan güzelmiş gibi hissettiğin dönemlerde içine girdiğin anlamsız ilişkiler gibi, umursamazca.
Bazen ailenden saklıyorsun sigaranı, bazen lisedeki öğretmenlerinden.. Tuvalette gizli gizli içtiğin kaçıncı sigarandı hatırlıyor musun? Hayatına soktuğun ve kimsenin bilmediği o erkek gibi. Sayılı dostların hep bilir tabii... İlk sigaranda yanında oldukları gibi hepsinde olucaklar çünkü, sana zarar verdiklerini bile bile. Onlar dostlar çünkü, onlar jelatini açarken sen de onların yanındaydın unuttun mu?
Kimi zaman, uzun süreden sonra yakıyorsun bir tane... Tadı hoşuna gitmiyor, artık içine çekmeyi de biliyorsun oysa ki, ama tatmin etmiyor. Zorladığın, yürütmeye çalıştığın ama hep bi eksiklik hissettiğin, aşk sanışların gibi.
Bir de mide bulandırdığı zamanlar var... Alışıksın artık, ilk defa da tatmıyosun ki, ama bazı anlar geliyor daha ilk nefeste mideni bulandırıyor. Hemen söndürüyosun en yakın kül tablasına, bazense o kadar çabuk kurtulmak istiyorsun ki, yere atıp ayağının ucuyla ezmen yetiyor.
Ama o pakette kalan son sigara... Bir süre dayanıyorsun içmemeye. Nasıl bir işkencedir o bekleyiş bilirsin... Doğru zamanı beklemek ve en sonunda dayanamayıp çakmağı ateşlemek tek bir el hareketiyle. O son sigaraya başladığında hiç bitmesin istersin ama doya doya da tadına varmak. O tada varabilmek için derin derin çekersin ya içine, işte o derin nefesler hep daha çabuk bitmesine neden olur.Ve o tat hep "kalbinde" kalır.
O ilk sigarayı içemediğini de işte şimdi anlıyorsun.
1 Aralık 2010 Çarşamba
Into The Wild "Long Nights" -Eddie Vedder
Şimdiye kadar dinlemeyen herkes çok şey kaçırmıştır. Genelde çok sevdiğim parçaları kimselerle paylaşmak istemem sadece bana kalsın isterim ama bu sefer dayanamadım. Siz de dinleyin siz de sevin=)
10 Kasım 2010 Çarşamba
Sonu bilinmeyen bir yazı için yazı...
Yaklaşık bir aydır sürekli yazmak için başına geçtiğim ,bi kaç satır karalayıp şuan zamanı değil sanırım diyerek bıraktığım, aklımda sürekli o konuyla ilgili cümleler dolaşmasına rağmen o anda hayır not etmicem nasıl olsa hatırlıycam diyerek direndiğim, sonra tekrar başına geçip biraz daha yazdıktan sonra daha güzel tarif edebilirdim bunları diyerek sonraya sakladığım ve böylelikle de zamanla hiç sonu gelmiceğine inandığım, hayalimde çok da karmaşık olmayan bir yazı/duygu var aslında.
Yazdım, yazıyorum, yazmaya çalışıyorum, yazmaya devam edicem...
Bazı şeylerin bir sonu olduğuna inanmaz ya insan, işte o yazı da benim için öyle bir hal aldı sanırım. Sona yaklaştıkça sona yaklaşmaya yaklaştıkça ya da sonunun geliceğini düşündükçe yazamıyorum. İstediğim son bu değil çünkü ve belki de aslında o son bir son değil.
Hayata bakış açımla doğru orantıda gidiyor aslında, istediğiniz sonu yaşayamıyorsanız ölümünde zamanı gelmemiştir daha. Ölümün zamanı yoktur elbet. Hep "zamansız öldü" derler ya kim kabul eder ki zamanlı ölümü. Belki sadece kişinin kendisi. ??? Hedeflerine ulaşmış, beklentilerini karşılamış, kendince mutlu bir hayat yaşamış, hayattan istediğini almış bir insan bile ölüm kapısını çaldığı zaman "hah işte şimdi tam zamanıydı artık ölebilirim" diyemez sanıyorum. Doyumsuzluktur belki de...
En son noktayı hesaba katmazsak ki bu son nokta tabii ki "ölüm", doyumsuz olmamalıdır insan. Fakat doyumsuz olmama uğruna sonu gelmemiş bir yazının sonunu getirmeye çalışmamalıdır da. Kendi elleriyle yaşananlara bir kılıf uydurmak ne kadar aptalca ve korkakça... Çünkü cesur, gerçek sonu görmeye heveslidir ve kendince bir bitiş hazırlayıp buna inanmayı seçmez. Ön yargılarla, elbetlerle, nasıl olsalarla yaşanmaz hayatlar. O zaman gerçek son - belki de ölene kadar devam edebilicek olan şey, her neyse - yaşanmamıştır.
İşte o yazı gerçek sonunu görmediğim bir "şey" üzerine yazmak için çırpındığım satırlardan başka birşey değil. Gerçek son diyorum çünkü öyle olması gerektiğine inanılmış ama "olması gereken" uygulamaya sokulurken beklenilseydi, gerçekleşicek olanın ne olduğu hep merak edilen bir "şey". Zamanı nasıl tanımladığımla ilgili ama şuan içinde bulunduğum zamanı tanımladıktan sonra noktayı koymak istemediğim bir yazı... Noktayı hiç koyamıcağım, nokta koymayı kabul etmediğim, nokta koymayı haketmeyecek ve içimde hep üç noktayla devam edicek bir yazı.
Kim bilir belki bi gün üç noktalı haliyle paylaşırım...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



